• slayt
  • slayt
  • slayt
  • slayt
Duyurular
Bilecik Hava Durumu
Anket
Döviz Bilgieri
Merkez Bankası Döviz Kuru
  ALIŞ   SATIŞ
USD 7,6630   7,6768
EURO 8,9277   8,9438
       
Özlü Sözler
Devler gibi eserler bırakmak için karıncalar gibi çalışmak lazım. (Necip Fazıl Kısakürek)
Ziyaretçi Bilgileri
Bugün: 57
Dün: 70
Toplam: 18620
HÜSEYİN FATİH ŞAHİN'İN KALEMİNDEN

Hunlar ve Göktürklerden sonra VIII. Yüzyılda tarihi Türk yurdu olan Ötüken’de hâkimiyet Uygurların eline geçmişti. Uygur Devleti yıkıldıktan uzun bir süre kendinden söz ettirse de bölgede ki varlığı kısa sürmüştü. 840 yılındaki Kırgız akınları ile birlikte Uygur Devleti’nin yıkılmasıyla bu bölgede bir otorite boşluğu ortaya çıkmıştı. Kırgızların da bu bölgede tutunamamasıyla birlikte daha sonra bu boşluğu önce Hıtaylar, ardından Doğu’dan gelen Moğol kavimleri ile aynı coğrafyayı paylaştıkları Türk kavimleri doldurmuştu.[1] Moğol tarihi açısından en önemli ana kaynaklardan Camiüt Tevarih ve Moğolların Gizli Tarihi XII. Yüzyılda Moğolları yaşayış biçimleri ve iktisadi durumlarına göre ikiye ayırıyor. Bunlardan ilki orman kabileleri olan Hoyin İrgen diğeri de bozkır kabileleri olan Ke’er-ün İrgendir. Muhtemelen XI. Asırda da Moğollar aynı vaziyetteydi. Bu dönemde ormanlı Moğol kabileleri Baykal gölü çevresinde, Yenisey ırmağının yukarı mecrasında ve İrtiş boylarında yaşıyorlardı. Bozkır çobanları ise Kulun –Buir gölünden başlayarak Altay dağlarının kuzey yamaçlarına kadar uzanan geniş bozkırlarda ve yaylalarda bulunuyorlardı.[2]  Moğol boy birliğinin en erken tarihi henüz bilinmemekle birlikte Moğolca konuşan boylar Proto Tunguz ve Proto Türk kavimlerin arasında yaşamlarına devam etmekteydiler. Moğolların ne zaman ve nasıl atlı çoban göçebeler haline geldikleri ise belli değildir. Kızlasov göçerleşmenin Göktürk İmparatorluğundan sonra başladığını, bundan önce Moğolların başlangıçta avcı ve balıkçı olduklarını XI. Başlarında Moğolistan’daki zayıflayan Türk topluluklarını özümseyerek yavaş yavaş yayıldıklarını ve süreç içerisinde bozkır çoban göçebelerine dönüştüklerini iddia eder. Viktorova’ya göre ise Moğol halkının çekirdeği XII. Yüzyıl’ın orasına kadar Onon, Yukarı Tola ve Kerulen nehir boyları ile Baykal’ın güneyinde oluşmuştu.[3] Anonim Moğolların Gizli Tarihi isimli kaynak eserde de Cengiz’in atalarının denizi geçerek (Baykal Gölü) Onon nehrinin çevresine dikkat çekerek buraya yerleştiklerini belirtmekteydi.[4] Yine Moğol tarihi için ana kaynaklardan biri olan Tarih-i Cihan Güşa’da Cuveyni Moğollardan “Tatar” olarak bahsetmektedir. Cuveyni Moğolların yaşadığı yerlerin verimsiz olduğunu, ülkelerinin büyüklüğünün 7-8 aylık bir yol mesafesinden fazla olduğunu belirtmektedir. Coğrafi konum olarak ise doğusunda Hıtay, batısında Uygur, kuzeyinde Kırgız ve Selenga, güneyinde ise Tangut ve Tibet’in bulunduğunu belirtmektedir. Cihan Güşa’da yazılanlara bakıldığında Cengiz öncesi Moğolların Hıtaylara tabii olduğunu, başlarında bir reisin olmadığını ve açlık ve sefalet içerisinde yaşadıklarını görüyoruz.[5]

 

Moğol ismi tarihte ilk kez Tang döneminin Çin yıllıklarında, Amur’un yukarı bölgelerinde yaşayan bir boy topluluğunu belirtmek için, Moğol çeviriyazısı olan Mong-va  ya da Mong-vu olarak geçmiştir. Bu boylar X. Ve XI. Yüzyıllarda güneybatıya doğru göçerek Onon ve Kerülen’ın suladığı bölgeye ulaşmış ve günümüzdeki Doğu Moğolistanı ele geçirmişti. Moğolların varlığı Çin’e MÖ II. Yüzyıldan MÖ III. Yüzyıla kadar akınlar yapan Türk Hiong-nu hanlıklarında hemen hemen kesin, MS 400’e doğru Doğu Hunları’nın kuran Tabgaçlarda ise olasıdır. Moğolların öncesinde Moğolistan coğrafyasında yaşanan gelişmelere bakacak olursak burası ilk önceleri Hiong-nu devletinin asıl merkezi, Şanyülerin de kamp yeriydi. Hiong-nulardan sonra buraya Yuan-Yuanlar ya da Avarlar (402-552) gelmişti. Ardından Altay’da hapsedilmiş bir konumda olan, Yuan-Yuanlar için demircilik yapan Türkler (Tu-kiu) burada Türk İmparatorluğunu kurmuşlardı. Tu-kiulardan sonra onların halefi olduklarını iddia eden ve Çin’e karşı akınları devam ettiren diğer Türkler yani Uygurlar bu coğrafyaya hâkim olmuşlardı. Fakat Uygularda burada uzun süre tutunamadı ve 840 yılında başlayan Kırgız akınları ile hâkimiyeti kaybettiler. Ardından kısa süreli bir Kırgız otoritesi ortaya çıksa da uzun süreli olmadı ve 924’te hâkimiyet Kitanların eline geçti. Ancak Moğolistan Kitanların hakimiyeti döneminde tabir-i caiz ise boşlanmış ve kaderine terk edilmiş vaziyetteydi. Bu durum Moğolistanda bir otorite boşluğunu açığa çıkarmıştı. Uygurlar ve ardından Kırgızların bu bölgeyi terk etmesiyle ortaya çıkan boşluğu ancak doğuda yaşayan Moğollar doldurabilirdi.[6] X-XII. Yüzyıllarda Moğol asıllı kabileler tarafından kurulan Curcen, Kitan ve Karahıtay devletleri ile birlikte Moğolların dünya tarihinde önemli bir rol oynamaya başlaması ancak Timuçin’in Moğol kabilelerini bir araya getirip Moğol imparatorluğunu kurması ile olmuştur.[7] XII. Yüzyılda Moğolistanda merkezi bir devlet yoktu. Birçok kabile, klan ve grup, ülkenin çeşitli yörelerinde aralarında bir sınır çizgisi olmadan yaşıyordu. Türkçenin de kullanıldığı batı bölgesi istisna olmaz üzere genellikle Moğolca konuşuluyordu. XII. Yüzyılda Moğolistan’da yaşayan kabilelerin etnik kökeni her ne olursa olsun hepsinin yaşam biçimi sosyal ve iktisadi teşkilatlar açısından birbirleriyle benzerlik gösteriyordu. Fakat o tarihte bu kabilelerin ve klanların ortak bir adı yoktu. Bu tarihte Moğol ismi yalnızca küçük bir kabileyi belli ediyordu. Bu kabile, XII. Yüzyılın başlarında önem kazanmış, ama yüzyılın ortasında komşuları Tatarlar tarafından mağlup edilip neredeyse dağılmışlardı. Bunun üzerine Tatarlar Moğolistan’ın önde gelen kabilelerinden biri olmuşlardı. Tatarlar ile birlikte Merkitler, Naymanlar, Borcigin ve Keraitler diğer önemli kabilelerdi.[8] Bunlardan Kabul Han başkanlığındaki Borcigin kabilesi 1130’lu yıllarda diğer kabile ve boyları hâkimiyet altına alarak Moğol genel adıyla birleştirmeyi başardı. Ancak çok geçmeden Moğol kabileleri arasındaki rekabet ve Çinlilerin baskısı yüzünden siyasi birlik bozuldu.

 

Yeni bir Moğol siyasi birliği Cengiz Han’ın ortaya çıkışına kadar sağlanamayacaktı. Daha sonradan Cengiz Han olarak tanınacak Timuçin, Höelün ve Yesugey Bahadır’ın en büyük oğlu idi. Babası, Borcigin kabilesinin Kiyat boyuna mensuptu ve Kabul Kağan’ın torunuydu. Yesugey Bahadır bir Merkit şefinin kızı olan Höelün’ü kaçırarak evlenmiş bundan da oğulları Timuçin dünyaya gelmişti. Yesugey, Tatarlar üzerine yaptığı bir akın sonunda iki Tatarı esir almıştı ve cesaretine hayran kaldığı bir esirin ismi Timuçin idi. Moğol geleneğine göre önemli bir hadisede yer alan kişinin ismi yeni doğan çocuğa verilirdi. Bundan dolayı da ileride Cengiz olarak tanınacak olan kişiye Timuçin ismi verilmişti. Moğolların daima kabile dışından evlenme geleneği dolayısıyla babası Timuçin’i Kongirat şefi Dey Seçen’in kızıyla nişanlamıştı. Daha sonra Kongiratlara “müstakbel damat” olarak Timuçin’i oraya emanet edip evine dönerken kutlama yapmakta olan düşmanları Tatarları gördü. Tatarlar Yesugey’e yiyecek içecek ikram etmişti. Yesugey göçebelerin konuksever olduğunu ve misafirlerin onlar için kutsal olduğunu biliyordu. Ancak Tatarlar bu kutsallara karşı gelerek Yesugey’in yemeğine zehir katarak yemek sırasında onu zehirlediler ve Yesugey eve dönerken 1167 yılında zehirlenerek öldü. Ölmeden önce fenalaştığı zamanda Yesugey çocuklarını terk ediyor olmanın verdiği üzüntü ve endişe ile onu iyileştirmesi için ilgilenen şaman Kongkotaylı Mönglik’e çocuklarına, dul karısına sahip çıkmasını ve Kongiratların elinde “müstakbel damat” olarak bulunan Timuçinin geri getirilmesini istemişti. Mönglik, Yesugey’in dediklerini yerine getirdi ve Kongiratlı Day Seçen’e giderek babasının Timuçin’e hasret duyduğu bahanesiyle Timuçin’i istedi. Day Seçen’de görüp geri gelmesi şartıyla bunu kabul etmişti.[9] Yesugey vefat ettikten sonra onun ruhuna düzenlenen cenaze törenine hakkı olarak Höelün katılmaya gitmiş ancak dağıtılan etten kendisine verilmemişti. Bu hareket aslında Höelün’e verilen bir gözdağı ve yetkisinin tanınmamasına dair bir belirti idi. Yesugey’in ölümüyle dağılma belirtileri gösteren kabileden ilk ayrılan Tayciutlar olmuştu ve ertesi gün şafakta Onon’u takip ederek ayrılmışlardı. Ve daha sonra da tüm kabile Höelün’ü beş çocuğuyla birlikte terk ederek yalnız bırakmıştı.[10]

 

Çok cesur bir kadın Höelün kabileyi bir arada tutmayı denese de başarılı olamayarak çocukları ile birlikte karargâhı terk etti. Cengiz’in ortaya çıkışında ve bir Moğol imparatorluğunun kurulmasındaki en önemli etkenlerden birisi Cengiz’e cesaret, yiğitlik, iş bilirlik ve keskin zekâsını aktarmayı başarabilen annesi Höelün’dür. Timuçin’in on üç yaşında babası öldükten sonra diğer kardeşleriyle birlikte her türlü bakım ve eğitimi ile ilgilenen kişi annesi idi. Bu sebeple Höelün Moğol Hanı’nın kişiliğinin oluşmasında oldukça etkili idi. Sadece çocukluğunda değil yaşamı boyunca Timuçin’i yalnız bırakmamış, sürekli olarak ona rehberlik etmiş ve her konuda yardımcı olmuştur. Cengiz Han gerek kurduğu hükümetten önce gerekse pek çok toprağa hakim olduktan sonra tüm işlerde annesi ile konuşuyor ve işlerine ortak ediyordu.[11] Cengiz Han’ın çocukluğuna biraz göz atacak olursak kabilenin onları terk etmesiyle ailesiyle birlikte sefalet içerisinde Burhan Kaldun diye adlandırılan, Onon ırmağının kaynağındaki Kentey dağlarında kara ve su avcılığı ile yaşamlarına devam ediyorlardı. Bir gün üvey kardeşi Bekter kendisinden bir tarla kuşu çalmıştı. Küçük kardeşi Kasar’ın da yardımıyla Bekter’i okla vurarak öldürmüşlerdi. Bu sert ve acımasız hayat şartları Timuçin ve kardeşi Kasar’ı cesur birer kişilikler olarak ortaya çıkarmıştı. Tayciutların şefi Kırıltuk onların sefaletten öldüğünü sanırken, endişeye düşmüş ve dağlarda Cengiz Han’ı kovalatıp işkenceye maruz bırakmıştı. Fakat Timuçin Süldüs şefi Sorkan-şira ve onun oğulları Cila’un ve Çimbay’ın yardımlarıyla kurtulmuştu. Bu olaydan sonra ise aile meselelerini iyi bir okçu olan Kasar ile halletmeye başlamıştı. Kurtulduktan sonra dokuz ata sahip olan Cengiz’in sekiz atı bozkırda serseriler tarafından çalınmış ancak Arulat şefi’nin oğlu Boğurcu’nun yardımıyla geri almıştı. Bu olaydan sonra Boğorcu onun en yakın dostu ve ileride kurduğu imparatorlukta en ileri gelen generallerden birisi olmuştu.[12] Böylelikle bu zor günleri atlatan Timuçin çocukluğunda nişanlandığı Kongirat şefinin kızı genç Börte’yi istemişti. Kongirat şefi de samurdan bir kürk çeyiz ile kızını Timuçin’e vermişti. Bir süre sonrada bu yeni çift çadırlarını Onon kaynaklarından Kerulen kaynaklarına taşımıştı.[13] Bu çeyiz ile siyasi kariyerine başlayan Timuçin Kereit kabilesinin reisi Tuğrul Han’ın yanına giderek ona tabii oldu. Fakat çok geçmeden Merkit kabilesinin askerleri Temuçin’in karargahına baskın düzenlediler ve eşi Börte’yi kaçırdılar. Cacirat kabilesinin şefi olan kan kardeşi Camuka ve Tuğrul Han’dan yardım alan Timuçin Börte’yi Merkitlerin elinden kurtararak çadırına getirdi ancak çadıra geldiğinde Börte hamileydi ve bir süre sonra doğacak ve ismini “misafir”, “ziyaretçi” anlamına gelen Cuci olarak koyacağı oğluna her zaman kendisinin oğlu olup olmadığı konusunda şüpheyle yaklaşmıştı. Ancak araştırmacılar arasındaki bir diğer görüş Cuci’nin doğumunu sırasında hepsi Camuka’nın grubunun misafiri oldukları için Cengiz’in ona bu ismi vermiş olabileceğidir.[14]

 

Merkitlere yapılan sefer aslıdan Timuçin’in hayatının dönüm noktası olmuştu. Timuçin’in Tuğrul Han ile olan iyi münasebetinden ve Camuka ile olan dostluğundan etkilenen, Yesugey’in ölümünden sonra onları terk eden akrabaları şimdi Timuçin’in liderliğini tanımaya başlamıştı. Bu olaydan sonra Timuçin ve Camuka’nın dostluğu yeniden başlamıştı. Timuçin kendi küçük grubunu Camuka’nın büyük grubuyla birleştirme kararı. Timuçin ve Camuka üçüncü kez kan kardeşi olduklarına dair ant içtiler ve halkın önünde yeminle onayladılar. Bir uçurumun kenarındaki ağacın önünde durarak altın kemelerini ve güçlü atlarını kendi aralarında değiş tokuş ettiler. Küçük grubunu korunaklı dağlardan bozkıra götüren Timuçin avcıyken çoban olmuştu ve Camuka’nın grubunun bir parçası olarak et ve süt ürünlerini de tüketen yüksek bir yaşam standartlarına sahip olmuştu. Bu coğrafyada kabileler arasında bitmek bilmeyen kavgalar düşünüldüğünde, Camuka’yla birleşen Timuçin bir yandan da bir bozkır savaşçısının yaşamını kabul etmiş oluyordu.[15] Camuka ve Timuçin’in üçüncü kez ant içmelerindeki arka plan ve sebebe baktığımızda birlikte Merkitlere karşı galip gelmişler ve birlikte Moğol ulusunun öncüleri konumundaydılar. Ancak bu yetki çok yeniydi ve şüphesiz yerine pek de oturmamıştı. Tarihe baktığımızda ikili iktidar nadiren iyi yürümüştür. Sorumluluk ve iktidarın bölüşülmesi bozkır halklarında alışılmış bir durum değildi ve yürüme şansıda daha azdı. Buna rağmen Camuka ve Timuçin 18 ay boyunca birlikte kaldılar ardından Mayıs ayı’nın 16’sında kutlanan “ Kırmızı Halka” gününde ayrıldılar.[16]

 

Bu ayrılıktan sonra taraf seçme durumunda olan Moğol ulusunun asilzadeleri Timuçin’in, Bartold’un değimiyle “bozkır demoktasi kitlesi” yani yoksul çobanlar Camuka’nın tarafına geçmişti.[17] Bu olaylardan sonra uzun yıllardır bir öncü arayışında olan Moğol kabileleri bir araya gelerek Timuçin 1196 yılında Han ilan edilmişti. Bununla birlikte kendisine hâkim birinin Han ilan edilmesinden hayli memnuiyet içerisinde olan Tuğrul Han’da “Wang” ünvanı aldı ve bu tarihten itibaren Tuğrul Han, Wang Han diye bilindi.[18]

 

Bu arada Camuka etkileyici sayıda tabi ve akraba toplamıştı ve taraftarları tarafından Gur Han olarak ilan edilmişti. Bunun üzerine Camuka kabile liderliği üzerine hak talep edince Wang Han ile Timuçin Han bu meydan okumaya karşılık verip Camuka üzerine gitti ve Camuka geri çekilmek zorunda kaldı. Bu mücadelenin ardından Timuçin kendi gücünün farkına vardı ve önce ihanetlerinden dolayı Tayciutları cezalandırdı ardında da babasını zehirleyen Tatarlara boyun eğdirdi. Bu başarılar Timuçin’in itibarını arttırmıştı. Wang Han, Timuçin’in niyetlerinden şüphelense de Naymanlara karşı hazırlamakta olduğu sefere Timuçin’i de davet etmişti. Wang Han Timuçin’e bir tuzak kurarak planı değiştirmişti ve müttefikine haber vermeden geri döndü. Timuçin ise bu tuzaktan zor olsa da kurtulmuştu. Bunun üzerine Wang Han’dan kızını büyük oğlu Cuci’ye istedi ancak Wang Han Timuçin’in bu isteğini reddedince iki hükümdar arasındaki ilişkiler bu olayla birlikte son bulmuştu. Bu sırada Wang Han’ın oğlu Sengün babasını Timuçin’e karşı kışkırtmaya devam etmiş ve Camuka ile anlaşma yapmasını sağlamıştı. Bunun üzerine Timuçin ile Wang Han arasında savaş çıkmıştı.[19] Çıkan savaşta Timuçin pek çok hileye başvurmuş ve Wang Han’ı gafil avlamıştı. Bunun ardından Naymanların yanına kaçtı ve orada Naymanlar tarafından öldürüldü.

 

Bu olaylardan sonra Kerayitler Timuçin’e bağlılık yemini ettiler. Timuçin şimdi Naymanlara karşı bir sefere hazırlanıyordu. Bu safhada düşman onun Wang Han’ı gafil avladığı gibi avlamasın diye orduda bir takım değişikliklere gitmişti. Bunun için kapı gece gündüz koruyacak olan özel birlik teşkil etti. Bu birlik 80 gece bekçisinden ve 70 gündüz koruyucusundan meydana gelmekteydi.[20] Tüm bu hazırlıkların sonunda ordusuna Naymanların üstüne yürümesi emrini verdi. Naymanlar Timuçin’in ordusu tarafından ağır bir şekilde 1204’de mağlup edildiler. Hanları savaş esnasında öldü ve sadece oğlu küçük bir grupla kaçabildi. Bunun sonucunda hükümdarsız kalan Naymanlar Timuçin’in emri altına girmişlerdi.[21]

 

1205 tarihinde Mergit Hükümdarı Toktoga Hanı da yenilgiye uğratan Cengiz Han, “Büyük Hanlık” yolundaki bütün engelleri teker teker ortadan kaldırmış ve Naymanlarla birlik olup kendisine ihanet eden Camuka’nın da kanını yere akıtmadan, Moğol geleneklerine uyarak yayının kiriş ile Camuka’nın kendi istediğiyle boğdurtmuştu. Artık Timuçin Moğolistan’da ki tüm kavimlerin mutlak hakimiydi. Bütün Moğol kavimlerini hâkimiyet altında toplayan Cengiz Han; 1206 Kaplan Yılı’nda Onon nehrinin doğduğu yerin yakınında toplanan kurultay sonrasında “Büyük Han” ilan edilerek “Cengiz Han” ismini almıştı. Cengiz Han böylelikle Moğol İmparatorluğunun temellerini atarak askeri ve idari alanda birtakım düzenlemeleri gitmiştir.[22]

 

Cengiz adının anlamı ve menşei ile ilgili araştırmacılar arasında bir görüş birliği bulunmamaktadır. Kimi araştırmacılar günümüz Türkçesinde “deniz” anlamına geldiğini, kimisi “Çingiz” adının Çince Ch’eng (sadakat, dürüst, doğru) anlamına geldiğini kimisi de “Ulu Hükümdar” anlamına geldiğini düşünmektedir.[23]

 

Cengiz Han’ın Seferleri ve Cengiz Han Döneminde Moğollar

 

Cengiz Han, Türk ve Moğol bütün kavimleri bir bayrak altın toplayıp onlara, 1206 kurultayında; Cengiz Yasaları ve tüm teşkilatıyla birlikte devletinin temellerini atmış, askeri, hukuki ve idari alanda birtakım düzenlemeler yaptıktan sonra cihan hâkimiyeti idealini gerçekleştirmek amacıyla daha büyük fetihler için harekete geçmiştir. Bu sebepten ötürü ilk olarak Kırgız ve Uygurları ele geçirdikten sonra Cengiz yüzünü Çin’deki Kin ve Song Hanedanlıklarına çevirmişti. Ama şunu da unutmamak gerekir ki; genişlemek için ilerleme her zaman batı yönünde olmuş ve Cengiz Han daha sonra Çin’i bırakarak batıya yönelmiştir.

 

Cengiz Han sefer öncesinde kin Hanedanlığı ile ilgili bilgi toplaması amacıyla bir grup Müslümanla anlaşmıştı. Kin Hanedanlığı artık eski gücünde olmasa da Cengiz rakibini küçümsemeyerek dört oğlunu ve en iyi komutanlarını sefere götürmüştü. Bunun sonucunda Cengiz 1211-1212 kışında Kinlere karşı galip geldi. 1215’yılında ise Pekin ele geçirildi. Kin Hanedanlığının ortadan kalkması ise ancak 1234 yılında Moğollar tarafından gerçekleştirilmişti. Esasında Cengiz’in Çin’e sefer yapmasındaki en büyük sebeplerden birisi burası Hanedanlıkları zayıflatarak gelebilecek saldırı tehdidini ortadan kaldırmak ve batı seferi için güvenli bir ortam oluşturmaktı.[24]

 

Çin’deki Song ve Kin Hanedanlıklarından sonra Cengiz’e rakip olabilecek bir diğer devlet içerisinde bir takım sorunlarla boğuşan, siyasi ve idari bakımdan birlikten yoksun olan ancak yine de devrin en büyük devletlerinden Harzemşahlardı. Harzemşah Sultanı Alaeddin Muhammed öyle gözüküyor ki Cengiz’in Çin seferinde haberdardı ve ortada dolaşan efsaneleri teyit etmek amacıyla bir grup elçiyi Moğollara göndermişti. Cengiz, Alaeddin Muhammed’in bu adımından gayet memnundu çünkü kendisi de Müslümanlar ile ticari ilişkilerini geliştirmek istiyordu. Bunun için Cengiz Han gelen elçileri iyi karşıladı ve daha sonra Harzemşahlar ile ticari ilişkileri geliştirmek amacıyla tamamı Müslümanlardan oluşan 450 kişilik bir ticaret kervanını Alaeddin Muhammed’in ülkesine gönderdi. Elçiler ülkeden çıktıktan kısa bir süre sonra Otrar varmış olma ihtimali yüksektir. Gelen elçi heyetinin casus olduğunu düşünen Otrar Kayır Han lakaplı Otrar valisi İnalcık bu durumu Sultan Muhammed’e bildirmiş Sultan Muhammed’de heyetin tutuklanmasını emretmişti. Sultan’ın tutuklama emrine riayet göstermeyen İnalcık heyettin tamamını öldürerek mallarına el koymuştu.[25] Bunun üzerine Cengiz Han valinin kendisine teslim edilmesini ve tazminat alması amacıyla üç kişilik bir elçi heyeti gönderdi ancak bu elçi heyeti de ki üç kişiden biri öldürülmüştü diğer ikisinin de sakalları yakılıp gönderilmişti.

 

Bu hareket Sultan Muhammed için sonun başlangıcı olmuştu. Cengiz’in 200.000 askerden oluşan ordusu Otrar etrafında toplanmıştı. Moğol ordularının 1220 yılında Otrâr Kalesi önünde toplanmasının ardından Cengiz Hân tarafından işgal edecekleri toprakların paylaşımı yapıldı. Şöyle ki; Öğeday ve Çağatay Otrâr şehrini, Çuçi ise emrindeki kuvvetler ile birlikte Cend, Barcınlığkend, Hocend ve Benâkent şehirlerini ele geçirecek, kendisi de küçük oğlu Tuli, Cebe ve Subutay Noyanlar ile birlikte Mâverâünnehir’e doğru hareket edeceklerdi. Hârezm kuvvetlerinin diğer şehirlere giden yolların önündeki engel olan Buhârâ şehri, Cengiz Hân’ın emrindeki orduların hedefiydi.[26]

 

Otrar çok kolay bir şekilde alındıktan sonra şehrin valisi idam edildi. Sonraki aylarda Buhara, Semerkand, Hocend gibi şehirler alındı. Maveraüünehir tamamen Moğollar’ın eline geçince, Cengiz Han Horasan’a yöneldi, oğulları Ögedey ve Çağatay’ı da Ürgenç üzerine gönderdi. Moğollar devrin en önemli kültür ve ticaret merkezi olan Ürgenc’i de fazla zorlanmadan ele geçirmişti. Sultan Muhammed ise ölümüne kadar Cengiz’in en önemli komutanları Cebe, Subedey ve Toguçar Bahadır tarafından takip edildi. Annesi Terken Hatun ise İran’a kaçsa da yakalanarak Moğolistan’a götürülmüştü. Sultan Muhammed’in yiğit oğlu Celaleddin ise Gazne’ye gelerek bir ordu toplamıştı. Celaleddin 1221 yılının sonbaharında Sind nehri’nin kenarında yapılan muharebede Moğolları bozguna uğratmıştı. Bunun üzerine Celaleddin’i yakalamak için Cengiz oğlu Tuluyla birlikte harekete geçmiş ancak Celaleddin oradan kaçmayı başarmıştı. Daha sonrada kaçak hayatı yaşadığı sırada bir köylü tarafından tanınmayarak öldürülmüştü.[27]

 

Cengiz’in bu sefer sırasında pek zorlanmadığı söylenebilir. Bunun sebeplerinden birisi Cengiz’in rakibini ciddiyeti alıp önemli hazırlıklar yapmasıydı. Bunun sonucunda sefere kendisinin dışında dört oğlu ile birlikte en önemli komutanları da katılmıştı. Bir diğer sebebi ise Muhammed’in büyük topraklara ve kalabalık bir orduya sahip olmasına rağmen devlet içerisinde yaşanan idari ve siyasi karışıklıklar nedeniyle Muhammed kendisine karşı bir harekâta girişilmemesi için ordusunun hepsini bir araya toplayamamıştı.[28]

 

Cengiz Han Harzemşahlar’ı mağlup edip Maveraünnehr’i ele geçirdikten sonra bir süre Afganistan’da Hindukuş’un güneydi kalmış 1222 yılının sonbaharında Amu Derya’yı aşarak Moğolistan’a dönmeye başlamıştı. 1223’ün kışını da Semerkand’da geçirdikten sonra 1224 yazını İrtiş üzerinde geçirmiş ve nihayet 1225 yılının ilkbaharında Moğolistan’a ulaşmıştı.

 

Cengiz’in Çin’deki Hanedanlıkları zayıflayatması, Harzemşahlar üzerine yaptığı sefer ve Maveraünnehr’i ele geçirmesiyle batıya yapılacak seferin hazırlıklarına başlanmıştı. Batıya yapılacak sefer için ordunun en önemli iki komutanı Cebe ve Subetey görevlendirilmişti. Bu iki komutan önce Sultan Muhammed’i kovalamakla görevlendirilmiş Sultan öldükten sonra da durmaksızın batıya doğru ilerlemişlerdi. Bu komutanlar henüz Harzemşahlar üzerine yapılan seferin daha başlarında iken Kafkasya ve Deşt-i Kıpçak devam edeceklerinin emrini almışlardı. Bu bilgi bize Moğollar’ın batı seferini bir yağma olmadığını aksine her şeyin plan dâhilinde olduğunu kanıtlar niteliktedir.[29]

 

İki büyük komutan Cebe ve Sübedey Harzemşah seferinden sonra Derbend üzerinden Kuzey Kafkasya ve Kıpçak Hanlığı üzerine ilerlemişlerdi. Güney Kafkaya’da önüne çıkan herkesi bozguna uğratan Cebe ve Sübedey daha sonra Kuzey Kafkasya’ya ilerlemişti. Burada Kuzey Kafkasya’nın bozkırlarına inen Moğol ordusu bölgenin yerli ahalisi ile karşı karşıya gelmişti. Bunlar Alanlar, Çerkesler, Lezgiler ve Kıpçak Türkleri idi. Bu durumda kurnaz bir strateji ille Cebe ve Subedey ilk olarak Türk-Moğol kardeşliğini öne sürerek ve topladıkları ganimetlerin bir kısmını Kıpçaklara vererek Kıpçakların kendi tarafına geçmesini sağlamış ve diğer bölge kavimlerinin ayrı ayrı yenmişti. Bunun ardından da Kıpçaklara verdikleri ganimeti geri almak üzere Kıpçakların üzerine doğru ilerlemeye başlamışlardı.[30]

 

Kıpçaklar, Moğolların sözünde duracaklarına inanarak memleketlerine dönmüş ve gruplar halinde dağılmış vaziyetteydiler. Fakat Moğollar seferlerine ara vermeyip bir süre sonra Deşt-i Kıpçak’ın güney sınırını aşınca, Kıpçaklar en güçlü beyleri olan Yuri Konçakoviç önderliğinde mücadeleye hazırlanmaya başladılar. Kıpçaklar Moğol saldırısına direnseler de ağır bir yenilgi almışlardı. Savaşta Kıpçak beyi Yuri Konçakoviç’te hayatını kaybetmişti. Moğollar böylelikle hem Kıpçaklara daha önce sundukları ganimetleri geri aldılar hem de önlerine çıkan herkesi katlettiler. Kıpçakları bozguna uğratan Moğol ordusu 1222-1223 yılları arasında Deşt-i Kıpçak bozkırlarında kışlamıştı. Bundan sonra da kazandıkları zaferi Cuci’ye haber vermişler ve asker talep etmişlerdi. Daha sonra Cuci de ordusuyla birlikte Cebe ve Sebedey’e katılmıştı.[31]

 

1222 yılından beri Doğu Deşt-i Kıpçak’ta bulunan Cuci’ye babası tarafından İrtiş ırmağından İdil ırmağına kadar uzanan Doğu Deşt-i Kıpçak ve Harezm’in idaresi verilmişti. Ayrıca burada “Büyük Orda’nın” tesis edilmesini ve “Altın Taht’ın” kurulmasını emretmiştir. Böylelikle Cengiz Han’ın ölümünden sonra oğullarının idaresinde olacak olan dört ulus içinde ilk belirlenen “Cuci Ulusu” olmuştur. Fakat Cuci Ulusu’nun büyümesi ve doğal sınırlarına ulaşması ancak onun oğlu Batu Han zamanında ikinci Kıpçak seferinin neticesinde mümkün olmuştur.[32] Ancak bir takım kaynaklar Cuci Ulusu’nun inşa edilmesi emrini Cengiz Han mı verdi yoksa Cuci kendisi mi bu kararı aldı sorusunu farklı şekilde yanıtlamışlardı. Mesele her ne olursa olsun Cengiz Han ve Cuci arasında bir anlaşmazlık olduğu su götürmez bir gerçektir. Cuci amacında muvaffak olamadı ve babasından altı ay önce vefat etti.

 

Cengiz Han’ın Ölümü Ve Şahsiyeti

 

1225-1226 yılının yazını Cengiz Tula Irmağı’nın kıyısında geçirmişti. Devleti’nin sınırları öylesine genişlemişti ki Pekin’den Volga’ya uzanıyordu. Buna rağmen Moğolların durmaya hiç niyeti yoktu. Yeni bir sefere çıkmadan önce Cengiz Han, Harzemşahlar üzerine yapılan sefere asker göndermeyen Tangutları cezalandırmak istiyordu. Cengiz Han 70 yaşını geçmiş olmasına rağmen her sefer de olduğu gibi bu sefere de ehemmiyet gösterdi ve ordusunun başında harekete geçti. Ancak seferin başında attan düşmesine rağmen geri dönmeyen Cengiz Han savaş esnasında vefat etmişti. Vefat ettiği sırada yanında küçük oğlu Tuluy bulunuyordu. Ona Tangutlardan sonra Kinlere karşı nasıl sefer düzenlemesi gerektiğini anlattı ve eğer o zamana kadar ölürse sefer sonuna kadar ölümünün ve mezarının gizlenmesini istemişti. Cengiz’in bu vasiyeti yerine getirildi ve cesedi Moğolistan’da kimsenin bilmediği bir yere gömüldü. Mezarının yeri bugün dahi bilinmemektedir.[33]

 

            Cengi Han’ın ruhu ölümünden sonra bile hala günümüzde milletine yol gösteren bir kişi olarak Moğollar arasında yaşamaya devam etmektedir. Cengiz Han henüz hayattayken hanlığın yalnızca tek bir oğluna kalması gerektiğini dile getirdi, bu da kesinlikle uyulmasını istedi. Bu husus, Cengiz’in yalnızca iyi bir devlet adamı ve diplomat değil, geleceğini öngörebilen iyi bir komutan olduğunu da göstermektedir. Cengiz Han’ın ölmeden önce ele geçirdiği toprakları da paylaştırması çok akıllıca bir hareketti. Bu hareketle hem ölümünden sonraki kardeşler arasındaki kavgaların önüne geçti hem de kontrol altındaki toprakların idaresini kolaylaştırdı. Cengiz Han’ın yaşam tarzı, çevresi ve ırkı çevresi içinde yükse bir zekâya, sağlam bir aklıselime sahip, son derece dengeli, sertliğine rağmen emin dostluğu olan, gerçek yönetici kabiliyetini sahip bir kimse olarak bilinmekteydi. Cengiz’in en bariz özelliklerinden birisi de efendilerine sadakatsizlik yapanlara karşı duyduğu öfke ve nefret idi. Zor durum da iken hükümdarlarına karşı sadakatsizlikte bulunan kimseleri derhal idam ettiriyor, bu durum da iken bile hükümdarına sadakatinden vazgeçmeyen kişileri ise hizmetine alıyor veya ödüllendiriyordu.[34] Cengiz Han’ın bir diğer önemli özelliklerinden birisi de kendisine duygusu üst düzeyde ki özgüven idi. Bütün Cihangirler gibi Cengiz Han’da lüzum gördüğü takdirde hâkimiyet sağlamak için binlerce insanı öldürebilirdi. Ancak güvenilir kaynaklara bakıldığında Cengiz Han’ın hareketlerinden hiçbirinde lüzumsuz ve şuursuz katliamdan eser yoktur. Fakat bu durum zulümleriyle bütün dünyanın nefretini kazanmasına mani değildi.[35]

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAKÇA

Bartold , V. V. , Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler, çev. Ragıp Hulusi Özdem, TKK, Ankara, 2017.

Bartold, V. V. , Moğol İstilasına Kadar Türkistan, çev. Hakkı Dursun Yıldız, Kronik Kitap, İstanbul, 2017.

Beyani, Şirin, Moğol Dönemi İran’ında Kadın, çev. Mustafa Uyar, TTK, Ankara, 2018.

Cuveyni, Alauddin Ata Melik, Tarih-i Cihangüşa, çev. M. Öztürk, TTk, Ankara, 2013.

Çakmak, Mehmet Ali, İnkişaftan İnhitata Bir Türk Sultanı Alaaddin Muhammed Harezmşah, Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, S. 23, Ankara, 2015, syf. 125-148.

el-Cüzcani, Mincah-ı Sirac, Tabakat-i Nasri, çev. M. Uyar, Ötüken Yayınları, İstanbul, 2016, syf. 55-102.

Erdem, Arzu, Cengiz Han ve Türk-Moğol Devleti, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Elazığ, 2016.

Golden, Peter B. , Türk Halkları Tarihine Giriş, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2016.

Grousset, Rene, Bozkır İmparatorluğu, çev. M. Reşat Uzmen, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014.

İzgi, Özkan, Harezmşahlar ve Moğollar’ın İlk Karşılaşmaları ve Otrar Hadisesi, TK, S. 170, Ankara, 1970, s. 28-36.

Kafalı, M. , Deşt-i Kıpçak ve Cuci Ulusu, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi, S. 25, syf. 179-188, İstanbul, 1971.

Kamalov, İlyas, Moğolların Kafkasya Politikası, Kaknüs Yayınları, İstanbul, 2003.

Kemaloğlu, İlyas, “Büyük Moğol İmparatorluğu”, Avrasya’nın Sekiz Asrı Çengizoğulları, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2016, 29-67

Kemaloğlu, İlyas, Altın Orda ve Rusya, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

Kırlı, Engin, Cengiz Han’ın Hayatı ve Askeri Seferleri, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tarih Dergisi, c. II, s. I, syf. 84-111, Eskişehir, 2019.

Özcan, Altay Tayfun, Moğol-Rus İlişkiler (1223-1341), TTK, Ankara, 2017.

Özgüdenli, Osman Gazi, Moğollar, DİA, c. 30, s. 225-226.

Roux, Jean-Paul ,Moğol İmparatorluğu Tarihi, çev. Aykut Kazancıgil, Ayşe Bereket, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2001.

Temir, Ahmet (çev), Moğolların Gizli Tarihi, TTK, Ankara,2016.

Togan, İsenbike, “Çengiz Han ve Moğollar”, Türkler, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002, c. VIII, syf. 235-255.

Vernadsky, George, Moğollar ve Ruslar, Selenge Yayınevi, İstanbul, 2019.

Vladimirtsoy, B. Y. , Moğolların İçtimai Teşkilatı, çev. Abdülkadir İnan, TTk, Ankara, 1995.

Weatherford, Jack, Cengiz Han, çev. Sermin Karakale, Kronik Kitap, İstanbul, 2018.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[1] İlyas Kemaloğlu, “Büyük Moğol İmparatorluğu”, Avrasya’nın Sekiz Asrı Çengizoğulları, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2016, 29-67.

[2] B. Y. Vladimirtsoy, Moğolların İçtimai Teşkilatı, çev. Abdülkadir İnan, TTk, Ankara, 1995.

[3] Peter B. Golden, Türk Halkları Tarihine Giriş, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2016.

[4] Temir Ahmet (çev), Moğolların Gizli Tarihi, TTK, Ankara,2016.

[5] Cuveyni, Alauddin Ata Melik, Tarih-i Cihangüşa, çev. M. Öztürk, TTk, Ankara, 2013.

[6] Jean-Paul Roux, Moğol İmparatorluğu Tarihi, çev. Aykut Kazancıgil, Ayşe Bereket, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2001.

[7] Osman Gazi Özgüdenli, Moğollar, DİA, c. 30, s. 225-226.

[8] George Vernadsky, Moğollar ve Ruslar, Selenge Yayınevi, İstanbul, 2019.

[9] Temir Ahmet (çev), Moğolların Gizli Tarihi, TTK, Ankara,2016.

[10] Rene Grousset, Bozkır İmparatorluğu, çev. M. Reşat Uzmen, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014.

[11] Şirin Beyani, Moğol Dönemi İran’ında Kadın, çev. Mustafa Uyar, TTK, Ankara, 2018.

[12] Aslında Cengiz’in bu zor dönemlerinde ona kim var yardım ve sadakatta bulunduysa ileride Cengiz o kişileri ve kabileleri bir şekilde ödüllendirmiş ve yanında tutmuştur. İleride bunun gibi örnek yine karşımıza çıkacaktır.

[13] İsenbike Togan, “Çengiz Han ve Moğollar”, Türkler, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002, c. VIII, syf. 235-255.

[14] Jack Weatherford, Cengiz Han, çev. Sermin Karakale, Kronik Kitap, İstanbul, 2018.

[15] Jack Waetherford, a.g.e, syf. 85.

[16] Jean-Paul Roux, Moğol İmparatorluğu Tarihi, çev. Aykut Kazancıgil, Ayşe Bereket, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2001.

[17] V. V. Bartold, Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler, çev. Ragıp Hulusi Özdem, TKK, Ankara, 2017.

[18] Temir Ahmet (çev), Moğolların Gizli Tarihi, TTK, Ankara,2016.

[19] Arzu Erdem, Cengiz Han ve Türk-Moğol Devleti, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Elazığ, 2016.

[20] V. V. Bartold, Moğol İstilasına Kadar Türkistan, çev. Hakkı Dursun Yıldız, Kronik Kitap, İstanbul, 2017.

[21] Temir Ahmet (çev), Moğolların Gizli Tarihi, TTK, Ankara,2016.

[22] Engin Kırlı, Cengiz Han’ın Hayatı ve Askeri Seferleri, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tarih Dergisi, c. II, s. I, syf. 84-111, Eskişehir, 2019.

[23] George Vernadsky, Moğollar ve Ruslar, Selenge Yayınevi, İstanbul, 2019.

 

[24] İlyas Kemaloğlu, Altın Orda ve Rusya, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

[25]Özkan İzgi, Harezmşahlar ve Moğollar’ın İlk Karşılaşmaları ve Otrar Hadisesi, TK, S. 170, Ankara, 1970, s. 28-36.

[26] V. V. Bartold, Moğol İstilasına Kadar Türkistan, çev. Hakkı Dursun Yıldız, Kronik Kitap, İstanbul, 2017.

 

[27] Mincah-ı Sirac el-Cüzcani, Tabakat-i Nasri, çev. M. Uyar, Ötüken Yayınları, İstanbul, 2016, syf. 55-102.

[28] Mehmet Ali Çakmak, İnkişaftan İnhitata Bir Türk Sultanı Alaaddin Muhammed Harezmşah, Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, S. 23, Ankara, 2015, syf. 125-148.

[29] Altay Tayfun Özcan, Moğol-Rus İlişkiler (1223-1341), TTK, Ankara, 2017.

[30] İlyas Kamalov, Moğolların Kafkasya Politikası, Kaknüs Yayınları, İstanbul, 2003.

[31] Altay Tayfun Özcan, Moğol-Rus İlişkiler (1223-1341), TTK, Ankara, 2017.

 

[32] M. Kafalı, Deşt-i Kıpçak ve Cuci Ulusu, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi, S. 25, syf. 179-188, İstanbul, 1971.

[33] İlyas Kemaloğlu, “Büyük Moğol İmparatorluğu”, Avrasya’nın Sekiz Asrı Çengizoğulları, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2016, 29-67.

 

[34] Rene Grousset, Bozkır İmparatorluğu, çev. M. Reşat Uzmen, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014.

[35] V. V. Bartold, Moğol İstilasına Kadar Türkistan, çev. Hakkı Dursun Yıldız, Kronik Kitap, İstanbul, 2017.



SİZDEN GELENLER
Okunma Sayısı: 238


3.226.241.176








YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bilecik Gölpazarı Çengeller Köyü Kültür ve Dayanışma Derneği

© Copyright 2020  V4.1 Tüm Hakları Saklıdır. | Dernek Sitesi | Köy Sitesi


Top